Fotoğraf sanatının iki usta ismi Timurtaş Onan ve Stanko Abadzic’in,

’KESİŞEN YOLLAR’ başlıklı sergisi,

Depo-İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor…

 

 

Fotoğraf Sanatı’nın önemli isimlerinden Timurtaş Onan ve Stanko Abadzic’in  ‘Kesişen Yollar’ başlıklı sergisi Depo-İstanbul’da…

 

 

Küratörlüğünü Beste Gürsu’nun yaptığı Sergi, 23 Nisan - 18 Mayıs 2014 tarihleri arasında, Depo-İstanbul adresinde izlenebilecek.

 

 

 

                                               Crossroads/Kesişen Yollar

 

Timurtaş Onan ve Stanko Abadziciki ayrı ülkede doğan iki ayrı fotoğrafçı ama, tek bir ruh, tek bir sanat anlayışı. Her ikisi de, izinden yürüdükleri Henri Cartier Bresson, Robert Capa, Brassai ekolünün günümüzdeki en yetenekli temsilcilerinden.  Fotoğraflarına baktığınız zaman her karenin size anlatmak istediği hikayeyi kolayca kavrayabiliyorsunuz.  Her ikisi de ışığı mükemmel kullanıyor. Ve zamanlamaları müthiş. Onlar deklanşöre basmadan bir saniye önce veya bir saniye sonra fotoğraf oluşmamıştır.

Fotoğrafın en büyük zorluğu dilsiz oluşudur. Fotoğrafta hareket ve ses yoktur, fotoğrafçının elinde tek bir kare vardır hikayesini anlatmak için. Deklanşöre öyle bir anda basması gerekir ki o karede bize anlatılmak istenen hikaye oluşsun. Hem de herkesin anlayabileceği bir biçimde.

Bunun çok zor bir iş olduğunu söylememe bilmem gerek var mı? Ama hem Stanko’nun hem de Timurtaş’ın fotoğraflarında bunun mükemmel biçimde başarıldığını görürüz. Bunun yanı sıra her ikisi de fotoğrafı oluşturan lekeleri karenin içine en uygun biçimde yerleştirir. Her ikisinin fotoğrafları da o kadar hesaplı tasarlanmışlardır ki görüntüyü oluşturan elemanların yerindeki en küçük değişiklik fotoğrafın büyüsünün ve anlamının kaybolmasına sebep olur.

Ben her ikisinin de fotoğraflarında bazen Bresson’u, bazen Capa’yı bazen Atget’i, bazen Doisneau’yu görüyorum.

Beni şaşırtan noktalardan biri de karelerinden fışkıran yaşama sevinci. Onların fotoğraflarındaki insanlar “insan”dır, içimizde birileridir ve zor durumda olsalar bile hayata gülen gözlerle, umutla bakarlar; tıpkı fotoğrafı çekenler gibi.

Henry Cartier Bresson”“Fotoğrafçekmekinsanıngözünü,aklınıveyüreğiniaynıhizayagetirmesidir “demişti.

Kısacası Timurtaş ve Stanko gelecek nesillere içinde yaşadığımız çağı anlatacak sanat eserleri üretirken mükemmeli yakalamayı biliyorlar. Teşekkürler Timurtaş, teşekkürler Stanko...

H. Nadir Ede

 

 

Açılış: 22 Nisan 2014, Salı, Saat: ?

Adres: DEPO / Tütün Deposu Lüleci Hendek Caddesi No.12 
Tophane 34425 İstanbul 

Sergi: 22 Nisan - 18 Mayıs 2014 tarihlerinde izlenebilir.

 

Bilgi için: +90 212 293 91 50, +90 542 425 82 85 / Art&Life - Gizem Özdemir Gürpınar

                    info@artandlife.com.tr / www.artandlife.com.tr

 

 

 

 

Timurtaş Onan

 

Fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Timurtaş Onan, İstanbul’da doğdu. Fotoğraf çalışmalarına 1980 yılında başladı. 25 yıldır profesyonel olarak çalışan Timurtaş Onan, bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldı, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi olarak yer aldı.  

 

Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi projesinin küratörü ve genel yayın yönetmenidir. 

 

Uluslararası sanatçılarla, düzenlediği projeksiyon çalışmalarıve enstalasyonlarla “Positions and Directions”, “Triangle” “Nekropolis” ve “Cultural and Contamporary Art” adlı çağdaş sanat etkinliklerine katıldı.

 

2005 yılında Beyoğlu Geceleri adlı ilk kitabını yayımladı.

 

2006 yılında Fransız Kültür Merkezinde gerçekleştirdiği   Beyoğlu Geceleri adlı audio visual – Enstalasyonu daha sonra Brünsbüttel Stadt gallery de ve Athens month of photography kapsamında Atinada  Artower Clio gallery de sundu.

 

Fransa’nın Rennes şehrinde gerçekleştirilen yedi Türk fotoğraf sanatçısının eserlerinden oluşan “Türkiye Kavşağı” ve beş Türk ve beş Yunanlı sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen “Birlikte Varoluş” adlı sergilerin küratörlüğünü yaptı.

 

2007 yılında, üç ödüllü ilk belgesel filmi “Sokak Çocukları”nı çekti. Yine aynı yıl  ünlü ingiliz heykeltraş David Cregeen ile birlikte “Eternal Image” adlı Heykel - Fotoğraf Sergisini          The Royal Geographical Society, Londrada gerçekleştirdi.

 

2009 yılında Yunanistan Kültür Vakfı’nın düzenlediği ve Balkan ülkelerinden 7 sanatçının yer aldığı “Balkanlarda Işık ve Gölgeler” adlı sergide Türkiye’yi temsil etti.

 

2010 yılında Dortmund Kültür ve Sanat Tarihi Müzesi’nde “Beyoğlu Neoclassic” adlı sergisini açtı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti ile Boğaziçi Üniversitesi’nin ortak etkinliği olan “Kültür Nehri İstanbul” projesi kapsamında “Tarihi Yarımada/Yansımalar” adlı belgesel film ve kitabı ile üniversite öğrencileriyle gerekleştirdiği “Tarihi Yarımadaya Genç Bakış” adlı sergi ve kitap projelerini gerçekleştirdi.

 

2011 yılında Alman sanatçı Horst Hamann ile birlikte  Beyoğlu looks Mannheim-Mannheim looks Beyoğlu, adlı sergiyi  Mannheim Stadt Gallery de, 2013 yılında   İstanbul “City of Light & Shadows” adlı sergiyi  Place Guillaume, Luxembourg da açtı.

 

Filmografisi

Sokak Çocukları - 2007 (Beylikdüzü Kısa Film Festivali - en iyi belgesel, Akbank Kısa Film Festivali - mansiyon ve PAM Kısa Film Festivali-en iyi 2. belgesel ödüllerini kazanmıştır),

Tarlabaşı’nda Neler Oluyor? - 2008

Hayali Tacettin Diker - 2009

Kramp - 2010

Tarihi Yarımada/Yansımalar – 2010 (İFSAK Kısa Film Yarışması Mansiyon ödülü)

 

Yayınlanmış kitapları

Beyoğlu Geceleri- 2005

Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi No: 30-2006

İstanbul Blues-2009
Tarihi Yarımada/Yansımalar-2010

www.timurtasonan.com

 

STANKO ABADZIC

Son derece hümanist fotoğrafları insanların elektronik olarak değil ruhani ve duygusal olarak birbirine bağlı olduğu bir döneme duyulan özlemi yankılayan Hırvatistanlı Stanko Abadzic Sosyal dokudaki bu yarığı gerektiği gibi göstermiştir.  Bu, çoğu geometrik kompozisyonu, duyusal atmosferi ve ayrıntılarıyla 1940’lardan ya da daha öncesinden kalma görünen imajlarının “eski moda” estetiği için geçerlidir.

Örneğin gerçeklik ile fantezi arasındaki sınırda dolaşan, biraz sürreel “Legs Opatija” Abadzic’in takdir ettiği Fransız öncü foto muhabirinin çalışmalarının arasında yakışıksız görünmemektedir. Bununla birlikte Andre Kertesz ve Willy Ronis’e benzerlik paylaşan Abadzic'in fotoğrafları son derece çağdaş bir mesaj iletmektedir.

“Yaşamımız hızlandıkça, dünyada daha az duygu kalıyor. Ne kadar yavaş yaşarsak etrafımızdaki dünyayı o kadar derinden hissederiz,” diyor Abadzic. “Genel olarak küreselleşmeye karşı değilim; çokuluslu şirketlerin egemen olduğu kentler ve kasabaların fiziksel ve ruhani tektipliğine karşıyım. Küreselleşme bizi pasif tüketicilere dönüştürüyor. Yaratıcılığımız ya da bireyselliğimizle ilgilenmiyor. Kimlik hissimizi kaybettiğimizde, mutluluğumuzu kaybediyoruz.”

Ruhani kimliğini koruma mücadelesi verirken hayatı boyunca çok kez ülke değiştirmek zorunda kalışı, Abadzic’in “A Circle” (“Bir Çember”) gibi fotoğraflarında övdüğü bağlantı hissini anlatmaya yardımcı olmaktadır. Sorunlu bir geçiş sürecinde Berlin’de çekilen bu imaj, zarifçe yakınlık ve işbirliği hissini uyandırmaktadır. Bununla birlikte gölge ve ışığın modernist bitişikliği –Abadzic’in alamet-i farikası- modu dengelemekte ve imajın duygusallığa kaymasını engellemektedir.

Abadzic 1952 yılında Vukovar, Hırvatistan’da doğmuştur. Stanko’nun Tuna kıyısındaki bu kentin eski dünya büyüsüne kuşkuyla yaklaştığını fark eden babası 15. yaş gününde ona bir Rus kamerası hediye etmiştir. Abadzic sergilere katılıp, fotoğraf kitapları okuyup, film ve televizyon izleyerek vizyonunu rafine ederken teknik temelleri de öğrenmiştir. Bir fotoğraf kulübüne katılmış, ilk dönem çalışmalarını sergilemiş ve düğünler ve futbol kulüplerinde resim çekerek para kazanmıştır. Ardından Abadzic foto muhabiri olarak Vjesnik gazetesine katılmış, evlenip aile kurmuştur. Ancak 1991 yılında patlak veren Hırvatistan’ın bağımsızlık savaşı bu sakin yaşamı kesintiye uğratmıştır.

“Kısa süre sonra durumun sakinleşeceğini ve Vukovar’a geri döneceğimizi düşünerek ailemi Almanya’ya taşıdım ama böyle olmadı,” diyor Abadzic. “Çok zor bir dönemdi. Geçim kaynağımız yoktu; her şeyi Vukovar’da bırakıp canımızı korumak için kaçmıştık. Bulabildiğim her işi kabul ettim: nakliyatçılık, garsonluk, öğretmenlik. En zor olansa her üç ayda bir göçmen bürosuna gidip vizelerimizi uzatmaktı. Mottomuz,  bugünü düşün, sadece şimdi var idi. Dört yıl sonra ayrılmak zorunda kaldık; Alman vatandaşlığı için gereken beş yıla yaklaşmamızı istemediler. Tüm bu baskılar yüzünden, nadiren fotoğraf çekebildim.

Fiziksel ve yaratıcı yerinden etmeyle geçen karanlık yıllar, Abadzic 1995 yılında güneşli bir Ağustos günü Prag’a taşındığında sona erdi. Güneşin sıcaklığı Abadzic için kentin pozitif enerjisinin simgesiydi. Bir yeniden doğuş hissiyle, foto muhabirliğini geride bırakıp içindeki sanatçıyı bulurken, orta formatlı kamerasıyla Prag’ı keşfe çıktı.

“Perdenin arkasından gizlice baktım, zamanın durduğu bu kentte fazla büyümüş sarmaşıklarla dolu eski avlulara girdim. Özgün ve otantik kalan kişilerle karşılaştım, acelesi olanlarla, küreselleşmenin aşırılıklarında yer amayı reddedenlerle. Prag’ı keşfettikçe fotoğrafı bir sanat biçimi olarak deneyimlemeye başladım.” Yoğun duygular yaşadım; bir yanardağ patlıyor gibiydi.

Prag’ın eski caddeleri ve çıkmaz sokaklarının gizemli güzelliği de Abadzic’in imajlarının çoğunda bulunan gizem hissini derinleştirmeye yardımcı olmuştur. “Curiosity, Prague”ın (“Merak, Prag”) kaçamak pozu ve voyöristik iması amiyane bir sahneyi bilinçdışı dürtülere dair Cocteauvari bir tefekküre dönüştürmektedir. "A Day When Everything Goes Wrong"da (“Her Şeyin Ters Gittiği bir Gün”) yüzeydeki nesnelliğiniyse yere dökülmüş meyveler, yerdeki bisiklet ve ışık ve gölge meleklerinin yarattığı görsel gerilim zayıflatmaktadır.

Abadzic’in zihni, kalbi ve ruhu fotoğraflarında kusursuz bir uyuma ulaşmıştır. Anayurduna 2002’de dönerek başkent Zagreb’e yerleşen Abadzic Çek oturma iznini korumuştur ve düzenli olarak Prag’a gitmektedir. Aynı zamanda zarifçe paylaşılan insanlığımıza atıfta bulunan “Brothers, Baska" (“Kardeşler, Baska”) gibi imajlarının yeri Hırvat adası Krk’te birçok fotoğraf çekmiştir. Abadzic geçmişinin zorluklarına ve şu anda modada artan sinizme rağmen, olumlu bir görünüm sunan işler yapmaya devam etmektedir.

Abadzic, “Ana akım medya bizi kan ve gözyaşıyla dolu imajlar bombardımana tutuyor. Savaşlar ve felaketlerin yanında güzellik ve estetiğe de ilgili gösterilen bir dönemdeyiz. Ben fotoğrafın duygusal olarak insanlara dokunabileceğine hala inanıyorum. Bence bir fotoğraf dönemin tanıklığı ve belgesi olabilir ve bize birbirimizle konuşmak ve daha iyi bir dünya kurmak için ilham verebilir,” diyor.

Dean Brierly